Aile ŞirketleriBültenMakale

Koltuğu Devretmek: İcradan Çekilmek

Ülkemizde son yıllarda, birçok aile işletmesinde, şirket yönetiminde ikinci kuşaklara geçiş dönemi başlamıştır. Ancak bu devirler planlı ve bilinçli yürütülmediği takdirde sancılı olabiliyor ve yanlış anlamalara yol açabilmektedir.
Kurucuların yönetimi devretmesinden, belli bir süre sonra, işletmeye hiç uğramamaları gerektiği gibi bir beklenti oluşmaktadır ki bu son derece yanlıştır. Diğer taraftan ikinci kuşaklarda da, kurucuların şirkete gelmeye devam etmeleri halinde, işlere karışacakları gibi bir kaygı oluşmaktadır.
Bu durumda nasıl bir çözüm yolu bulunmalıdır? Cevaplanması gereken kritik soru budur!
Bu sorunun cevabı kısa ama bu cevabın sahada uygulanması bir o kadar uzun ve yorucudur.
Burada anahtar çözüm “kurumsal yönetimdir”. Kurumsal yönetim, her ne kadar kurumsallaşma ile karıştırılsa da ülkemizde kurumsal yönetimi duymamış aile şirketi hemen hemen kalmamıştır.

Kurucular neden koltuğu kolay kolay terk edemiyorlar.

Yönetim gücünü bırakmayı istememek, boşta kalmak gibi gerekçeler hemen akla gelse de aslında en önemli sebep şirkete ait bilgi hakimiyetini kaybetme endişesidir. Kurucular, şirketlerini, deyim yerinde ise avuçlarının içi gibi bilirler. İlerleyen yıllarda şirket büyüdüğü için icradaki konulara eskisi kadar hâkim olamasalar da en azından bir fikirleri vardır. Buradaki kaygı, icradan çekildiklerinde bilgi edinemeyecekleri ile ilgili kaygıdır. Bunun literatürdeki karşılığı “bilgi asimetrisidir”. Bir şirkette yukarı doğru çıkıldıkça bilgiye ulaşım ve hakimiyet azalır, bu da yöneticilerde, alt kademelerde ne olup bittiğini takip edemedikleri zaman zaafiyet yaratır.

İşte tam bu noktada doğru çözüm kurumsal yönetimdir. İcradan çekilen kurucunun şirketteki faaliyetlerle ilgili, zamanında, doğru ve en iyi bilgiyi alabileceği yer yönetim kurulu toplantılarıdır.
Ancak ülkemizde henüz daha yönetim kurulu kültürü tam olarak oturmadığı için, kalbe giden ana damar tıkalı olunca, kılcal damarlar devreye girmekte, kurucu babalar, şirket içinde çalışanlardan doğrudan bilgi alma yolunu seçmektedirler. Çalışanlarla muhatap olunca da ister istemez işe müdahale etmektedirler.
Kısacası, burada karşımıza enteresan bir sarmal çıkmaktadır; yönetim kurulu işlemediği için bilgi alınamamakta ve kararlara dahil olunamamakta, dolayısıyla gözetim ve denetim işlevini yerine getirememekte, icracı olmayan yönetim kurulu üyesi pozisyonuna çekilememektedirler.

Diğer Yazılarımızı Okudunuz mu?  CGS Center OSSA’da Eğitim Verdi

 

İkinci kuşaklar neden koltuğu devralamıyor?

Konunun bir de devir alan ikinci kuşaklarla ilgili, üzerinde önemle durulması gereken, ikinci bir boyutu vardır.
Uzun yıllardır, kurucu ile birlikte şirketin büyümesine tanıklık etmiş ve önemli katkıda bulunmuş, ikinci kuşaklarla ilgili en önemli sorun ise genel yönetim sorunudur. Birçok ikinci kuşak, ihtisasına, eğitimine ve ilgisine bağlı olarak, işletmede bazı önemli pozisyonları bizzat yürütmektedirler.
Doğrudan yürüttükleri bu çalışmalar, vakitlerinin büyük bir kısmını almakta, şirketin genel yönetimine kimi zaman yeterince vakit ayıramamaktadırlar. Eğer işletmenin kurumsal alt yapısı yeterince düzgün değilse, onlar da aynı şekilde bilgi asimetrisi ile karşı karşıya kalmaktadırlar. İşte tam bu noktada kurumsallaşmadan bahsedebiliriz. Kurumsallaşma zaafiyeti çeken işletmelerde, ikinci kuşakların aslında kuruculara oranla daha şansız olduklarını söylemek çok da yanlış olmaz.
Çoğu zaman, onlar iş hayatına atıldıkları andan itibaren kurucuların en büyük destekçisi konumunda iken, kurucuların üzerinden bir çok operasyonel işi alırken aynı durum maalesef onlar için geçerli değildir. Uzunca yıllar, bu ikili, satış, finans üretim yönetimi gibi temel fonksiyonları zaten yerine getirdikleri için, işletmenin kurumsal alt yapısına olması gerektiği kadar önem verilmez.
Ancak yıllar hızla geçer, kurucu sahadan çekilmeye başladığında operasyonların yönetiminin ağırlığı ikinci kuşakların omuzuna çöker.
Bu noktada da başta bahsettiğimiz sarmala geri dönülür. Kurucu icradan tam anlamı ile geri çekilemez, çünkü kurumsallaşma zaafiyeti onu içeride kalmaya zorlar. . İşletmenin kurumsal altyapısı nispeten iyi olsa bile, yönetim kurulu işletilemez ise bu kez de kurumsal yönetim zaafiyeti nedeniyle aynı şekilde kurucunun icracı olmayan yönetim kurulu başkanlığına geçmesi pek de o kadar kolay olmaz.

Bu nedenle aile işletmelerinin bir an önce kurumsal alt yapılarını tamamlayıp, doğru kurumsal yönetim uygulamalarına geçmelerinde büyük fayda bulunmaktadır.
Evet ömür uzadı, sağlıkta da önemli adımlar atıldı ama 70’den sonra biraz da kendimize vakit ayıralım. Son bir not daha, çoğu ikinci kuşak, maalesef kurucular kadar da şanslı değil. Birçok işletmede 3. kuşaklar henüz daha çok küçük. İşe gelip gelmeyecekleri belli bile değil. Gelseler de yetişmeleri yükselmeleri ve bir büyük bir şirketi yönetmeyi öğrenmeleri zaman alacaktır.
Şu anki konumlarında 2. kuşaklar, tepenin yalnızlığını yaşamak istemiyorlarsa bir taraftan da kendilerine yoldaş olacak bağımsız yönetim kurulu üyeleri bakmaya başlasalar iyi olacak.
Ne demişler, “her yol Bağdat” olduğu gibi her yol doğru “kurumsal yönetim” uygulamalarıdır.

Diğer Yazılarımızı Okudunuz mu?  CGS Center Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı (EYDEP) Kapsamında Eğitimlere Başladı.

Dr.Güler Manisalı Darman
Başkan

 

Share:

Leave a reply